16 Aralık 2009 Çarşamba

20 Ocak

Kaldığım, bırakıldığım

Bittiği yerden

Bomboş...

Devam mı edeceğim şimdi hayata, hiç yaşanmamış gibi mi... en kolayı... başarırsan!

Uyumalıyım, düşünmemek için uyumalıyım...

Uyumak için içmeli, içmek ne kelime... sömürmeliyim... alkol akana kadar damarlarımdan kan yerine...

20 Ocak'ta... uyumalısın...

15 Aralık 2009 Salı

Ocak sonu

Uzun zaman olmuş, ne girip blog okudum ne de bir iki satır yazdım... Vaktim yoktu... (Deniz yemedi tabi)
Yazmaya vakit vardı da nedense yazma isteği, gereği yoktu... Bir de bu işin ustası olmayınca işte aklına esince yazıyor insan sadece, ya da aa bir blogum vardı benim diye hatırlayınca... Şimdi bile kafamı toparlayamıyorum, yazacak o kadar çok şey varken, kelimeler cümle haline gelmekte zorlanıyor belki de çekiniyor.
Son birkaç aydır tahmin edemeyeceğim şeyler oldu. Ne düşündüysem tersi, ilk defa belki olumsuz düşünüp de her şeyin olumlu gittiği bir dönem yaşadım. Ama şöyle de bir gerçek var, şu an olumlu görünen gelişmeler çok açıkça belli ki büyük bir olumsuzluğa gidiyor aslında.

Ben de ne yapayım, ne arkama ne önüme bakıyorum, yaşayıp gidiyorum, günlük de değil... saatlik

NA*: Alkole de ara verdim, karaciğerim çığlık atıyo!!!

(*Ne Alaka)

13 Ekim 2009 Salı

zafer...

azmin mi sabrın mı bilemiyorum ama... sevdicek 5 gün yerine 3 aylığına Türkiye'ye geliyo ya, o da seviyo galiba...
hihihihi

25 Eylül 2009 Cuma

tanrı istemezse...

istememenin mantıklı sebebi var mı??

16 Eylül 2009 Çarşamba

Oyyy!!!

Hayatım İngilizce oldu, rüyalarım bile!!! Günde 6-7 mesaj zaten sürekli ingilizce düşünmemi sağlamıştı, 3 gün boyunca saatlerce türkçe ingilizce çeviri yapınca tam oldu... hayırlı olsun... Ben daha hazır değilmişim herhalde çalışmaya, ya da bu iş ağır geldi! Bu kadar yüklenilmez ki yaw ilk günden!! Yine eski ben, eve iş getir falan filan... yok ya bi daha tövbe...
Beynim o kadar doldu ki 3 günde, bitkisel hayattayım şu an... neden yazıyorum ki ya, düşünemiyorum bile!!!!
Geçmiş olsun bana...
Neyse 2 gece kaldı, bu geceyi sayma, yok yok say daha bitmedi...
Almanyaaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!!

11 Eylül 2009 Cuma

yaa... işte allaan işi...

1 ay önce bir gün arayla işimi sonra sevdiceğimi kaybettim...
şimdi de 1 gün arayla işe girdim ve sevdiceğimi görmeye gitmek için uçak biletimi aldım...
hayata bak be!!!

7 Eylül 2009 Pazartesi

yazıyorum işte

ya hatun tabi ki bırakmaz;

şefkat desen var, sevgi, ilgi desen zaten sonsuz... gösterilmede problem yok, açık seçik... çok güçlü bir duygu var, bu da açık seçik itiraf edildi...
mutlu olmasa da sevgilisi var, ona da tamam dedik, neden dedik... çünkü biz sevgili olamayız zaten, malum mesafe... sevgiliyi anlattı, dinledik, tavsiye verdik (içimiz acıya acıya, terket demek gelirken içimden, yutup da neler demedim ki...) Haaaa bu arada önemli bi mesele, sevgilisi olduğunu döndüğünde söyledi, ve suratına telefonu kapatmamı bekledi, yapmadım, yapamadım, o an işleyen mantık mıydı, gurursuzluk mu?? Bende ya çok geniş bir yürek ya da gayet yüzsüz, gurursuz, kişiliksiz haller var diyorum ben! Mesajlar attı, cevap verdim... Mail at, anlat herşeyi dedi, anlattım... Açıl dedi, konuş dedi... Hepsini yaptım, tek bir karşılık beklemeden, istemeden, içimden geldiği gibi, hay içime sıçim!!!
Ha karşılık hiç mi görmedim, gördüm... Hissettiği kadarının hepsini gösterdi, özel olduğumu hissettirdi, hissettiriyor da hala... Sürekli hayatımla ilgileniyor, moralim bozukken arayıp saatlerce benle konuşup güldürmeye çalışıyor... Neden yaptığını sorduğumda tabii ki istediğim cevabı, beklediğim cevabı alamıyorum, ama aldığım da beni tatmin etmiyor değil: "sen şu an hayatımdaki en güzel, en huzur verici insansın, anlatmama gerek kalmadan beni anlayabilen, uğraştırmayan, kasmayan, yormayan...bildiğin melek hay allaaam" benim çok ama çok yorulduğumu, yıprandığımı bir bilse...
Aynı şeyleri düşünüyoruz, kestirip atmayı, bir şekilde bitirmeyi, ikimizin de gözü yemiyor, ama sebep? bu kadar uzatmanın ne anlamı var?? Nereye varacak, gerçi illa bir yere varması gerekiyor mu, o da var??? Allahım ya, benim kafam ne zaman gelecek yerine!!

Diyeceğim şu ki;

"Ben bu şekilde devam edersek mahvolacağım, her gün daha çok bağlanıyorum, her gün daha çok özlüyorum, sen hayatını iyi kötü yaşarken ben bir adım ileri gidemiyorum..."

ama diyemiyorum...

Senin yüzünden anadilimle düşünemez oldum!!!!!!!!

Alman aksanlı İngilizce yazılar pek yakında...

Bu salak yazıların hepsine sebebiyet veren Anadolu EFES Biracılık ve Malt San. A.Ş'ye saygılarımı sunuyorum....

6 Eylül 2009 Pazar

ben aşık mı oldum lan yoksa??!!??

Bu ne biçim iş yaaa...
Offf yine aynı şey oluyo Deniz yaaa!!!
Senin bu salak arkadaşın Antalya'dan Almanya'ya atladı haberin olsun...
Uzun alkollü geceler bizi bekler, gerçi böyle olsa da olmasa da geceler bizim o ayrı da...
Hatun burdayken gayet başarılı, tuttum kendimi, aşk meşk yok dedim, tadını çıkar, nasıl olsa zaman gelecek benimki gidecek... herşey bitecek... yeni sayfa açılacak cart curt...
Yok abicim olmadı işte öyle, zaten benim gönül planlarının hangisi tuttu ki bu tutacak... (ama bu sefer valla ben yapmadım, biter dedim devam ettirdi!!!)
Len 31 olduk, öğrendik sandık, benden bi halt olmaz ha, mal geldim mal gidiyorum...

Bi akşam gel de çocukluğuma inelim...

3 Eylül 2009 Perşembe

Kötü Olmak...

Bir insan sevmediği biriyle yanlışlıkla sevgili olduysa...

Hele hele de bu sevgili sana deli gibi aşıksa...

Aman yaa...

Napcaz şimdi??

Ben dedim ama ona... Üzerim seni dedim, ben 22 yaş kısıtlamalarına gelemem, gece saat 11'de eve de gidemem, bu ne yaa?? Beni lisede, üniversitede bile bunu yaşamadım, bir erkek bile bunu bana dememiştir herhalde, gerçi kadın erkek ne farkeder, ilişki işte, benimki de laf!

Dostum sen diyosun ki bırak kız kendi düşünsün, bir şeyler öğrenir işte falan, daha çok genç, yaşasın görsün ama benim ruhum bu ilişkiyi nasıl kaldırır ki... Kötüyüm ya çok kötüyüm, belki zamanında bana yapılanı şimdi ben bir başkasına yapıyorum, haketmeyen birine... Ama kötü davranmıyorum ki ona, sıcağım en azından, kırmıyorum kalbini... deniyorum... Ben bu değilim!!

Bedenim, ruhum, aklım, beynim şu an sanal alemlerde, Almanya'ya ait... Başkasına veremiyorum ki...

Çok kaçasım var buralardan... kaçmak istediğim yer zaten belli, işim de yok, evde de sıkıldım, vakit de varken ah bi kaçabilsem... Çağırsa, çağırma fırsatı olsa da çağırsa 5 dakika durur muyum!!

25 Ağustos 2009 Salı

Sonu olmayan...

.... ya da sonu olduğunu bildiğin bir şey için hala neden çaba sarfedersin ki?
Nedir bu?
Biriyle tanışmışsındır, ama baştan bellidir gidecek, buralardan değil, bırak şehri, memleket farklı... Hoştur, eğlencelidir, istemesen de beklemesen de bir yerinden yakalamıştır kalbinin ucunu. Süper vakit geçirirsin, dolu dolu yaşarsın her saati, onunlayken ne dert vardır ne tasa. Kasmaz, nerdeydin diye sormaz, günün nasıl geçti diye sorar... Beni niye aramadın, neden mesaj atmadın demez, aklına eser, canı ister arar, bir iki satır yazar yollar...
3-4 hafta sonra çeker gider mecburen memleketine??!! Dumur olur kalırsın, hani Eylül'de gidecektin???
Onu da kabullenir yürek, aşk yoktur çünkü, başka bir şeydir, en azından öyle olması umulur...
Sanırsın ki 1-2 güne kesilir mesajlar, özlem, istek; bir de bakarsın ki tam gaz devam... Mesaj gelir yürek hoplar, yine soruyordur "nasıl geçti günün", "neler yapıyorsun", "umarım çok güzel bir gün geçirirsin", "dün gece uyuyabildin mi" gibi...
Mailler atılır, fotolar yollanır, telefonlaşmalar başlar. Ses duyma olayı özeldir çünkü, gerçi uluslararası istekler issiz adamın cebine zarar ama bir yerden verir diğerinden kısarız:))
Görüşme imkanı çok kısıtlı, senede 1 ya da belki şanslıysak 2... Buna ne denir ki, ilişki desen olamaz, takılmak desen "cık" o kadar basit değil. Ne peki? Sonu yok bunun...

Damien Rice der ki:

I can't take my mind off you
I can't take my mind...
My mind...my mind...
'Til I find somebody new
Bu mudur yani?

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Olabilirliğine Şaştıklarım...

-işsizliğim... (her ne kadar hayalini kurmuş olsam da)
-bu kadar ilaçla alkol bir arada hala ayaktayım...
-son iki haftadır hissedilen umursamazlık ("amaan umrumda değil"lerin yalan olmayan ilki)
-hiç bu kadar boş olmamıştım (taktım "boş"a)
-kadınlar... ve ben?!!?
-huzur (varmış böyle bir şey)
-güya burda her istediğimi, içimden geleni yazabilecektim, ama izleniyorum ya yazmadan 10 kere düşünüyorum:))
-orta kulak iltahabı
-Almanya'ya kadar uzandım, şehirlerarası yasakken...
-en eski sevgilime sulanan eski sevgili... ve akabinde sıraladığım küfürler...
-bitmek tükenmek bilmeyen... (dedim ya 10 kere düşünüyorum diye, 11.de yazamıyorum!!!)

...şaşsam da etsem de her şey olabiliyormuş ya...

yetmedi ama yeter bu kadar... devamı sonra... yeterince içmedim...

19 Ağustos 2009 Çarşamba

İşte Döndük...

Tatil bitti... İçimdeki boşluk dönüşte biter sanıyordum, bitmedi, geçmedi... Hala düşünemiyorum, düşünmek istemiyorum... Bu akşam eski işyerinden arkadaşlarımla buluştuk... Konuşulan tek konu işyeriydi. İçim daraldı, sıkıldım, ama özlemişim arkadaşlarımı... Ama tekrar o ortamda olmak (iş ortamında), aynı konuları konuşup duymak istemediğime karar verdim... İçim şişti dinlerken... "Neden konuşmuyorsun" dediler, bilmem, bana bi sus geldi... Bu seferki susuşum düşünmekten değil, düşünememekten, düşünmek istememekten... Acaba bu sayede kaçtığımı mı sanıyorum herşeyden, sorunlardan, sıkıntılardan... Hmm... sıkıntılar ne? Şu an önemli bir sıkıntı görünmüyor, işsizim, ama az da olsa idare edecek param var... Sıkılıyorum, gündüz evde olmak çok kötü bir şey. Çok uyumak istemiyorum ve bugün korktuğum başıma geldi, kaldıramadım kendimi yataktan, tabi bunun romatizma ağrılarımla da alakası vardı biraz. Plan yapacağım kendime dedim, onu bile yapamıyorum... Bütün gün bilgisayarın başında oturup iş de arayamam, en fazla 1-2 saat yapılabilir herhalde... Biraz daha zaman tanımalıyım herhalde kendime... Ama en kısa zamanda kendime gelmem lazım, ne yapacağıma karar vermem lazım...

Ha tabi bu arada aklımda biri var, olmazsa olmaz zaten, ben bir aşk, sevgi bağımlısıyım...
1 aylık sevgilim ülkesine döndü, çok ani oldu, döneceği belliydi zaten ama bu kadar erken beklemiyorduk ikimiz de. Sürekli aklıma geliyor. Ayrı şehirde aşk derken şimdi uluslararasına açıldım ben... harbi bahtsızım ya, gülüyorum artık... Ama aşık değilim bu sefer, korudum kolladım kendimi, tebrik bana... Ammmaaaa çok özlüyorum, kuduruyorum gittiğini düşününce... Özeldi, güzeldi... off yaaa neden gittin, ben daha sana aşık olacaktım...

"Sevgili günlük" gibi oldu yazı yine... amaaan kgg!!!

7 Ağustos 2009 Cuma

İlk Defa...

... işten kovuldum! Mutsuz muyum? Hayır, yıllardır beklenen andı bu... Ha bir burukluk var, ve de belki gün geçtikçe artacak bir öfke, bu öfke de işten kovulma öfkesi değil, yıllarınızı verdiğiniz işyerinin nasıl bu hale geldiğine öfke, nasıl bu kadar düzeysiz, şerefsiz, KÖTÜ insanların bir araya toplanmışlığına öfke... Ne hissediyorum? Boşum, hafifim, kuş kadar hafifim... Aklımda Kaş var, aklımda Kaş'tayken galiba özleyeceğim biri var, aklımda sevişmek, içmek, plajda yaymak var, gözlerim kapalı kollarımı açmış uçsuz bucaksız sulara kendimi bırakmak... Beş bucuk sene sonra, beş buçuk senenin stresi, derdi, sıkıntısı, sinirinden sonra galiba hakediyorum hepsini...

HOŞGELDİM!

20 Temmuz 2009 Pazartesi

İlk GaY BaR Deneyimi

Cumartesi gecesi yeni tanıştığım biriyle ilk defa Ankara’nın en meşhur gay barlarından birine gittim(duyduğum kadarıyla bir tane daha açılmış). Merak ediyordum baya ama beraber gidebileceğim birini tanımıyordum ve açıkçası çok da emin değildim gitmek isteyip istemediğime. Duyduklarım, okuduklarım pek de iyi değildi…

Neyse saat 1 civarı girdik bara. Dakka bir gol bir! Yanımdan geçen bir gay durup “ayyyyyyy ben seni tanıyorum sen ….’nin arkadaşı değil misin dedi” yok dedim “valla tanımıyorum öyle birini”. Sonra birden yanaklarımı ellerinin arasına aldı, sıkarak “ayyyyyyyyyy sen hayatımda gördüğüm en tatlı l…..’sin!!!!” Hem dumur oldum hem de koptum, arkadaşım da kıskıs gülüyor yanda. Teşekkür ederim sana gay arkadaş! Sen de gördüğüm en yumuşak gaysin hehe!

Çok kalabalıktı, çoğunluk erkek. Bayan parmakla sayılacak kadar az. Kendimize dikilecek bir yer bulmaya çalışıyoruz, kalabalığın arasında süzümeye çalışırken birden arka tarafımda bir el hissettim, daha doğrusu parmak!! Önce anlamadım pek, beklemiyordum çünkü böyle bir şey, sonuçta bir sürü erkek var, hepsi de gay diye düşünüyorum. Daha sonradan da çok net anladım ki meğer sadece seyretmeye, hatta sapıklık yapmaya gelen birtakım erkek grubu da varmış. Neyse ben daha nooluyo bile diyemeden parmak hatta bu sefer el diyelim ikinci kez arkamı yokladı ama şaşkınlıktan tepki bile veremedim. Normalde bu tür şeylere karşı gayet asabi, sert olama rağmen hiçbir tepki veremedim! Akabinde kendimize ferah sıkışık olmayan bir yer bulup konuşlandık.

Durduğumuz yerin tam önünde demir parmaklıklı, belli ki çeşitli gösterilerin yapıldığı küçük bir alan vardı. İlerleyen saatlerde kılsız tüysüz bir tip çıkıp seksi danslar yapmaya başladı. Pek özellikli etkileyici bir şey değildi açıkçası, techno müzikte bildiğimiz dans işte. Özel bir müzik, düzgün bir koreografi olmalıydı bence… Tabi dibi düşenler de yok değildi…
Beraber gittiğim arkadaş daha önce de birkaç kere geldiğinden biliyor meğersem sırf kenarda saatlerce oturup etrafı seyreden adamlar geliyormuş. Zevk işte… Bin bir türlü insan var. Hatta heteroseksüel çiftler bile vardı, tabi belki de biseksüeldirler, zevktir, bir yorum yapamayacağım…

Bar kapanış saatine doğru biraz boşaldı. Biz farkına varmamışız ama etrafımız yiyici bakışlarla bakan erkek dolmuş meğerse, arkadaşımın daha önceden tanıdığı, barın zannedersem işletmecisi belki de sahibi gelip bizi uyardı… Haydi başka köşeye. Hatta ondan önce bir erkek, arkadaşıma (kendisi yabancı)yaklaşıp bir şeyler konuşmaya çalışıyor, sonra beni dürttü, meğer İngilizce bilmiyormuş yardım istiyor. Arkadaşına sorar mısın benimle tanışmak ister mi? Güldüm içimden, ilgileneceğini hiç sanmıyorum…

Enteresan bir geceydi, eğlenmediğimi söyleyemem…

Çok da sık bulunmak istediğim bir ortam olmasa da yine de seni anlayan, seni bilen ve yadırgamayan, kız arkadaşına rahatlıkla sarılıp öpebileceğin bir yerde olmak ayrı bir rahatlıktı…

17 Temmuz 2009 Cuma

Öylesine, aklıma geldi...

Ortaokul – lise yıllarında zannedersem garip bir durum keşfetmiştim kendimde, belki de kendim yaratmıştım bunu, hala pek emin değilim. Hep çok düşünen az konuşan çok gözlemleyen biri olmuşumdur, küçüklüğümden beri bu böyle. Ne düşünürdüm, işte bu neden böyle davrandı, işte ben böyle yapmamalıyım, acaba söylediğime üzüldü mü, öyle garip ezik bir çocuktum herhalde, garip bir merhametim vardı, özellikle de yaşlılara karşı. Hep iyi, uslu, sessiz çocuktum sülalede, “gün”lerde övgüyle bahsedilen ve arada da nazar değdirilen bir çocuk… Büyüyünce anne olmak, doktor olmak, iyi olmak isteyen…

Büyüdükçe açılma gibi bir durum olmadı, hala sessiz, zor arkadaş edinen, çekingen, sakin ama doğru arkadaşı buldu mu da muzur, samimi, sıcak biri oldum. Düşüncelere gelince de büyüdükçe daha derin daha acı verici oldu tabi ki. Ergenlikti, aileyle sorunlardı ki en büyük sorunumuz benim içime kapanık olmamdı. Geceleri yattığımda dersti, ilişkilerdi, aileydi, abuk subuk kurar, uykularımı kaçırırdım. Böyle yaparsam bu olur, yok böyle yapmalıyım davranmalıyım… Hislerim biraz kuvvetli sanırım, durum söyle gelişiyordu… düşünüyorum düşünüyorum ama bir an aklımdan saniyelik bir sonuç ya da olcak şeyle ilgili bir sahne geçerdi. Sonra onu unutup gider yine devam ederim karar vermeye çalışmaya, ya da ne olacağını tahmin etmeye çalışmaya.

Belki milyonlarca kez olmuştur, her seferinde o 1 saniyeliğine aklımdan geçen ve benim unuttuğum şeyin tam tersi olmuştur her zaman, ama istisnasız. Ve ben her seferinde “allahım ben bunu düşünmüştüm zaten, biliyordum zaten!!!, KAHRETSİN” Her seferinde olacak şeyin tersini görüyordum, ama çok geç kalıyordum. Bu neydi bilmiyorum, geciken 6. His mi, kullanamadığım bir yetenek mi yoksa sadece beynimin bana oynadığı bir oyun muydu? Buna o kadar alışmıştım ki artık kullanabiliyordum, düşünecek, beynimi kurcalayacak güzel, bazen acılı, bazen gereksiz bir oyun. Artık alışmıştım az biraz kullanıyordum, yakaladığım oluyordu. Hehe evet bu kez biliyorum ne olacağını!!!

Enteresan olan herhalde TERSİ olması. Komiğim ben ya!

Ama bitti, yaklaşık bir senedir yapamıyorum bunu, olmuyor. Çok denedim, çok ihtiyacım vardı, geliştirmiştim biraz, kullanabiliyordum ve ender de olsa tutturuyordum. İhtiyacım vardı yine buna çünkü tabi ki kendimi yine zorlukların, imkânsızlıkların içine atmıştım! Ama yardımcım yoktu artık. Çalışmıyordu. Neden diye günlerce düşündüm. Bende bir de her soruna, her soruya cevap arama, bulma hastalığı vardır, hiçbir zaman mantıklı bir açıklaması olmayan şeyi kabullenememişimdir. O kadar iğrenç bir şey ki, ben bunla ömür boyu yaşarım herhalde, ya da psikolojik bir yardım almam gerekebilir çünkü yakında katlanabilecek gücüm kalmayacak.
Artık buna da alıştım, insan her haltı kabulleniyor da mesele kabullenene kadar işte…

Tersini hisseden ters kadın, ne zaman düzü vurmuş ki bana!

Azıcık saçmalayabilir miyim?

Cinsel kelimesi “cins”ten geliyor. 2 cins var kadın erkek. Neden sevişmeye, sekse “cinsel hayat” denmiş, “cinsel” kelimesi kadın-erkek, kadın-kadın, erkek-erkek gibi manalar içermiyor, genel bir kelime. Neden “eşcinsel” denmiş. Amaan TDK düşünsün bunu…

Bana eşcinsel denmesi, lezbiyen denmesi çok rahatsız ediyor beni, daha önce de yazmıştım sanırım bunu. Ama böyle olduğumu ben söyledim, neden rahatsız ediyor ki, manyak mıyım??? İnsan neden cinsel kimliğini açıklama gereği duyar ki? Neyse… ben beni duygusal anlamda tatmin edebilecek herkese aşık olabilirim sanırım…

Lan kafam amma karışık beeee!!! Koptum kendime…

İmdaaaat!!!

Sınırdayım galiba, çok az kalmış gibi hissediyorum, sanki birazdan çıldıracakmışım gibi, kendime hakim olamayacakmışım gibi... Daha önce de gelmişti bu hisler... Acaba bu sefer gerçekten olur mu?

Korktum valla, gidim de bi sigara içim!

Bunları okuyan varsa ne düşünüyordur acaba? Huhu, okuyan varsa ben sadece beynimden geçenleri öylesine yazıyorum buraya, anlaşıldığı üzere beynim pek sağlam değil... İçimi döküyorum, ona göre yani!

Sanırım istediğim kadar saçmalayabilirim...



16 Temmuz 2009 Perşembe

Evde ölüm sessizliği var iki-üç gündür... İçimde garip bir sessizlik var...
Telefon çalmayacak, ondan...
Uzun zaman sonra geri döndüm, hislerim geri döndü...

Değişir mi?

Artık hayattan beklentilerimi, isteklerimi, tarzımı, her şeyi değiştirmeye karar verdim. Denemek için çok da geç değil herhalde. Daha 31 yaşındayım (bunu yazarken gülümsedim, “daha” kısmına). Ne kadar da basit geliyor düşününce beklentilerimi, yazınca… Düzenli bir iş, huzurlu… düzenli, basit bir ilişki, kompleksleri olmayan, içinde bencillik barındırmayan, bol dokunmalı, hissetmeli bir ilişki… Olmuyormuş, aslında basit değilmiş, en zorunu istiyormuşum. İnsanoğlu gitgide bencilleşmiş, herkes kendine dönmüş, içine kapanmış, maskeler takmış, yüzeysel olmuş… Benim sonum da onlar gibi olacak. Mutluluk oradaymış, insanın kendi içindeymiş, tek geceliklerdeymiş, karşındakinden kendini gizlemekteymiş mutluluk…

Ben kötü olmak istiyorum, bencil, düşüncesiz, anlayışsız, merhametsiz! Kalp kırmak, acı çektirmek... Öğreniyorum ama, az kaldı... Antalya eğitimi tamamlandı, biraz da Ankara... Antalya çok başarılıydı. Hiç yaşamadığım iyi kötü birçok duygu yaşadım. Hayatımın en güzel öpüşmesi, hayatımın en iradesiz, zayıf zamanları ve şimdiye kadar tanıdığım en dengesiz anlaşılmaz kadınıyla...


11 Temmuz 2009 Cumartesi

Zaman

Bir aşk aklından, kalbinden, midenden ne zaman çıkar? Vücuduna yeni bir aşk girdiğinde mi? Uzun süre görmeyip sesini duymadığında mı? Asla çıkmayacakmış gibi gelir ya, ama çıkacaktır, daha önce de çıktı. Biliyorum çıkacak, bitecek!! Sürekli beynimde "bitecek, bitecek"!!!

Keşke çıkması gerekmeseydi...

lanet olsun!

10 Temmuz 2009 Cuma

İrade

Her defasında aynı tat var sanıyorum,
Oysa ne çok yalan var ne çabuk aldanıyorum,
Belki bir yerde duruyordur diyorum
Ve buldum sandığımı o yere koyuyorum,
Belki biraz diner sandım seversem yeniden içimin acısı,
Oysa ne kalbim bıraktı acıyı ne de dudaklarım acının tadını,
Öylesine vurucu bir dalga gelip geçen üzerimden,
Her defasında hayallerimi yıkan,
Ve akıp giden bir dalga tadıyla tenimin,
Seni bana beni sana karıştıran tuzuyla terimin!
Tek başına sevdiğim gibi tek başına yıkabilir miyim dalgaları?
Sevişmesem yazabilir miyim böyle masalları,
Sevmesem diner mi içimin yası?
İrade nedir bilir misin?
Durup bakmak sana bir köşeden,
Çocuk gibi gülümsemek içimde solanı görme diye
Ve dokunmadan hissetmek nasıl koktuğunu,
İçmek dudağına değen kokulu çayın bardakta kalanını,
her yarım bıraktığını,
Gittiğin zaman kapıyı kapatıp geride kalanlara kahkaha atmak gizlenircesine,
Nasıl bir yakalanma korkusudur
Sorma!
Bilemezsin nasıldır sana iradeli davranmak…
Küçük bir kızı oynayıp, kocaman bir kadını saklamak,
Ve istendiğini hissedememek,
"Dur! Sus! Yapma!"yı bilmek,
Bilip beyninden kalbine hiçbir hücrene söz geçirememek,
Tekrarlanan bir sayfanın üzerinden her gün geçmek,
Bazen yokmuşsun gibi davranıp,
Olduğun her ana şükretmek,
Ve geçtiğin yerlerde diz çökmek…Oynamak!
Hep oynamak, rolü iyi omuzlamak,
Durmak! Susmak! Sustuklarını yutmak,
Bilmek ve de… İmkânsızlığını, olmayacağını…
Göze alamayacaklarını görmek,
Sana iradeli davranmak nasıldır bilemezsin…
Başka biriyle 2. yastığı paylaşıp,
Göz yumup seni düşlemek…
Nasıl bir fahişeliktir bilemezsin!
Aşk insanı bu kadar ucuzlatır mı?
Hayal etmek dediğin bu kolay mı?
Başkasına soyunup sana tüm kapıları kapamak nasıl bir örtünmektir bilemezsin!
İşte bu yüzden bacak arasında değil aşk,
Sen her şeyi biliyorken,
Ben her şeyi göze almışken,
Sana uzaktan kıvranmak,
Nasıl acılı bir kanserdir bilemezsin!
Gecenin en berbat saatinde,
Dudaklarım titreyerek, boynuma dolanan saçlarımdan nefret ederek uykusuzluğuma sövmek,
Ve imkânsızı bildiğimden kızamamak sana,
Nasıl bir öfkedir bilemezsin!
Bırak gel her şeyi!
Ben kaçıp gitmeye hazırım,
Bırak boğulmama, içinde kalmama izin ver!
Yüzüme dokun, konuşma,
Çay yapayım, sabaha kadar susalım,
Bana bakarak uyu,
Giden ben olayım!
Geride kalanı ya al ya da bırak,
İçimde her şey noktalanmış kalsın,
Seninle virgüller atamamak hayata,
Nasıl bir noktadır ki dönemezsin,
Seni iradeli sevmek nasıl bir açlıktır bilemezsin!
Dilerim böyle bir zulme hiç bulanma,
Ve hiçbir aşka tek başına doyma,
Hayran değilim ne asaletine kalbimin ne de sabrına,
Sana her baktığımda onu acıtmak nasıl bir günahtır bilemezsin!

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Merhaba, Adım Duygu

L Duygu

Hiç araştırmadım, ama duyduğum, gördüğüm, gözlemleyip kafa yorduğum oldu. Eşcinsellik genetik midir, öyle mi doğulur, bazıları erken yaşta fark eder, bazısı yaş ilerledikçe, bazısı da hiç… Ben hala karar veremedim nasıl geliştiğine. Çok kişinin hikâyesini bilmiyorum, geniş bir çevrem yok, hatta çevrem yok bile diyebilirim. Ama sonuç olarak bu doğuştan da olabilir, sonradan da gelişebilir, sonradan fark edilebilir. Genel olarak baktığım zaman insanlar lise çağlarında farkına varıyorlar (bayanlar için söylüyorum, erkeklerinki de bu şekildedir herhalde) ve o şekilde bir hayat kuruyorlar. Benim hikâyeme benzer bir hikâye duymadım henüz.


Geçmişe dönüp baktığım zaman biraz da olsa oturtabildim bazı şeyleri kafamda. Ortaokulda, lisede bayanlara karşı özel bir ilgim vardı, ama hepsine değil, çok sevdiğim öğretmen olsun, genelde yaşça benden büyük ablalar falan. İlgilerini çekmeye çalışırdım, hatırlıyorum, onlara yakın olmaya çalışırdım, acaba bu bir gösterge miydi? Çok saf büyümüşüm herhalde, fark edememişim kendimi. İlk erkek arkadaşım lise sondayken oldu. Bu bana hiç rahatsızlık vermemişti, isteyerek olmuştu, olabilmişti. 27 yaşıma kadar da hep bu şekilde oldu zaten. Garip olan da bu. Ben lisedeyken ya da üniversitedeyken eşcinsel arkadaşlarım, öyle bir çevrem olsaydı daha mı önce fark ederdim acaba diye çok düşündüm. Cevap bulabildim mi? Hayır…


Aslında ben eşcinsel miyim ona da emin değilim. Benim ilk deneyimim gayet normalmiş gibi gelişti. İlişkide cinsiyet yoktu sanki, iki insan vardı birbirine değişik şekilde bağlı, fazlasıyla yoğun seven, aşık… 2 sene süren ilişki sırasında bir kere bile bunun yanlış olduğunu düşünmedim, hiç rahatsız olmadım (karşı taraf aynı düşünmüyordu), “eşcinsellik, lezbiyenlik” bunun gibi terimler asla yoktu o iki sene boyunca. İlişki bittiğinde de ilk başlarda hiç düşünmedim, düşünecek durumda değildim, çok acı çekiyordum çünkü. Sonra bir anda bir yıldırım gibi düştü içime, “kimim ben, neyim, kimi seveceğim, kimlerle beraber olacağım!”. Tam bir bunalım dönemiydi, bende nelerin döndüğünü bulabilmek için neler neler yaptım, düşündüm, uyku uyumadan… İşte sanal eşcinsel alemlere girişim de bunların sonucu oldu zaten. Forumlar, chat siteleri, dernek sayfaları… Zaten internete bir girdin mi sonsuz dünya, çık çıkabilirsen. Ne yazık ki internet üzerinden çok fazla araştırma yapıp okuma hevesi çok olmayan biriyim, yoksa bu yazı daha içerikli olabilirdi.


Eşcinsel ortam nedense gözümde hep pis, kıro, tehlike ortamlar gibiydi, hala da bu değişmiş değil gerçi ama zamanla benim gibi insanlar olduğunu da gördüm. Ama ortamda çok pislik var, iki cins için de, duyduklarım gerçekten midemi bulandırıyor bazen. Ama düşününce “heteroseksüel” yaşamlarda sapkınlıklar, pislikler, hatta daha beterleri yaşanmıyor mu? Fazlasıyla…


Benim durumumu bilen (çok da kolay kabullendiğini söyleyemeyeceğim) bir dostuma benle pride partisini gelmek isteyip istemediğini sorduğumda aslında gelmek istememesine rağmen tabii ki diyeceğini biliyordum ve geldi. Bana destek olmak istiyordu ama durumdan da çok rahatsızdı. Ben de ilk defa böyle bir ortama giriyordum, biraz tedirginlik vardı. Komik durumlar da olmadı değil, kesinlikle yargıladığımdan, karşı olduğumdan değil (ki nasıl olabilirim ki) eşcinsel iki erkeğin birbirleriyle samimi danslarına gülüyordum, iki kadının slow dans etmesi de bence gayet komik bir görüntü :)… Gecenin ilerleyen saatlerinde çok geç bir saat değildi arkadaşımda huzursuz kıpırdanmalar başladı, ben artık gideyim dedi, gitti. Sonraki gün itiraf ediyor, mekâna travestiler (rahatsızlık veren tarzda olmayan) gelince meğer polis molis basar diye korkmuş, o yüzden gitmiş. Benim aklımın ucundan bile geçmemişti, 11-12 senemin beraber geçtiği dostum bile bunu düşünebiliyordu. Ne kadar açık görüşlü olunursa olunsun yine bir önyargı, rahatsızlık oluyormuş demek ki… E vardı tabi polis baskını ihtimali, gayet temiz bir parti ve mekan olsa da ülke Türkiye… Neler neler yaşandı, öldürülen travestiler, eşcinseller, hatta saçı uzun diye bıçaklanan “heteroseksüeller”, dövülenler…


Her neyse...



…benim gibilere lezbiyen deniyor, bense kendime insan diyorum, her canlı gibi ihtiyaçları olan, içen, yiyen, eğlenen, mutlulukları, mutsuzlukları olan, seven, sevilen, aşık olan, acı çeken; fark şudur belki de saydıklarımın bazılarını gizli gizli yapması, çokça yalan söylemesi gereken, ne kadar özgür görünse de yarı açık cezaevinde yaşayan…


Türkiye’de yaşamak zaten yeterince zorken bir kere daha zor olanı seçtim, kendimi tebrik etmek istiyorum, aslında ben mi seçtim onu da pek bilmiyorum, ama çok zorlanıyorum… Belki zamanla ben de alışırım…


yine kopuk oldu, amaan kgg...

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Bugün Biter mi?

Kötü bir sabaha uyandım, ya da sabah normaldi de ben kötü uyandım diyelim. Her zamanki gibi kafamda aynı konu ile uyandım, yine küfrettim yeter, ne zaman başka bir şey düşünerek uyuyup uyanacağım diye. Üzerine telefon çaldı, kalbim yerinden fırlayacaktı, ilk düşündüğüm “kalp kalbe karşıymış da aramış”, ama açmayacaktım ki, arasa kaç yazar… Canım dostum erkenden uyanmış, kalktığıma emin olmak için aramış, günün tek mutlu olayıydı herhalde, iyi geldi. Yetişebildim servise… İkinci eziyet de servis, allahım nerde çenesi düşük hepsi bizim serviste, sabah sabah nasıl bir neşe, nasıl bir geyik!

Taktım kulaklıkları, ne de olsa 45 dakika var üçüncü eziyete. Telefondaki şarkılardan yine sıkılmışım… Damn Yankees – High Enough, David Vendetta, Def Leppard, ve işte şarkım Kiss Me, I’m Shitfaced… Bu günlerde ne dinlemek istediğimi bile bilmiyorum, arabada sürekli CD değiştiriyorum, sıkılmışım hepsinden.

Yenilik vakti geldi, çoktan gelmişti de bu uyuzlukla o kadar zor geliyor ki. İşyerimden nefret ediyorum ama değiştirmek için en ufak bir çabam yok, bilgisayarda zibil müzik var, bakıp seçecek sabır yok, gitmek istediğim çok yer var ama araştırıp, ayarlayıp gidecek gücüm yok… Tatil planı yapmaya bile üşeniyorum… Mutsuzum, bunu tersine çevirmeye bile uğraşmıyorum… E şimdi şikayet etmeye hakkım var mı?

Kafam amma karışıkmış, hakkım var mı yok mu ona bile karar veremedim, hakkım yokmuş gibi geliyor, ama bir yandan da sonuna kadar varmış gibi.
Aslında yok ya, şikâyet etmeye en ufak bir hakkım yok... Engellemek benim elimde, değiştirmek, düzeltmek, unutmak…


3 gündür aramadı, özledim galiba… ARAMA SAKIN, ki alışayım artık!

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Dostum!

Bugün özgürlüğüne kavuştun, kendi hapishanenden, Y hapishanesinden çıkma günün!
Bugün akşam bütün kadehlerim sana kalkıyor ve en kısa zamanda iki kadehi tokuşturup bunu senle beraber kutlayacağız...
Kendimize yarattığımız küçük aileden uçan kuş, hatırlıyo musun sigara içerken musallat olan kelebeği :), sana gelmiş...

İyi ki varsın, iyi ki hayatıma girmişsin...

Senden bir anı bırakmayı unutma bana giderken sakın! Hapishanemde gün sayarken çok ihtiyacım olacak...

26 Haziran 2009 Cuma

Alkol

Dedem sirozdan ölmüş. Annem anlatır... Şu an 3. babannemin oturduğu evde dedem mutfakta musluğun başına geçer, musluk hafif hafif akarken türküler, şarkılar söyleyerek rakısını içermiş... Mensup biri olmayan için gayet delice gelebilecek bir şey... Dedem musluktan akan su eşliğinde rakısını içip türküler mırıldanıyormuş... Bu bana o kadar yüce, o kadar gurur verici bir şey geliyor ki...
İşte dedesinin torunu diyorum içimden... Dedem yaşasa benle gurur duyardı...
Ben neyim biliyorum artık... Tek bir şeyim " dedesinin torunu", sirozdan, alkolden ölen dedesinin torunuyum ben...

Gitmek İstemedim

İşten erken çıkmak ne kadar da keyifli bir şey. Uzun zamandır yaşamadım bunu, en son Sevgi'yle yaşamıştım herhalde. Saat 4'te hadi gidelim diyip atlardık arabaya, önce bakkala uğrayıp arabayı fuller sonra ya tepeye ya da fabrikanın arkasındaki köye, zula mekanımıza giderdik.
Bugün de erken çıktım, planladığım gibi... Tabi ki planlarım hiç bir zaman tutmaz... Denizim dedi ki " ben de gelim miiii" gel tabii kii... Hayatımın bir parçası olmuşsun, bu da soru mu?????Ben yol kenarındaki markete girerken (sigara almak için) aklımdan "lan bira içseydik ya yolda" diye geçti bir an... Neden? Deniz dertli ben dertli...
Dostum ya tabii ki aynı kafada... Bira mı alsak nee...
Para 2 bira 1 sigara kadar cebimde... Sonuna kadar kullan!

Deniz, ben İstanbul'a gitmiyor olsaydım, bu gece senle ne muhabbet ederdik ya! Gerçi ben seni dinlemeye doyamıyorum da, ben seni ne kadar doyururdum bilemem...

19 Haziran 2009 Cuma

ilk

Bu gece durumu öğrendi ilk sevgili... Kesin dumur oldu... msn'de yazdı yazdı sildi... seni yargılamıyorum dedi... anlam veremedi... ben sanki veriyorum... çok şikayetçi benden çoook... eskisi gibi dost olamıyo muşuz!!! Hay allah!!! Ne zaman dost olabilmiştik biz? Ha hakkını yemeyim olduk bir ara. İçiyoduk falan, iyiydi... Sen öptün ya önce, neden benden çıkarıyosun... Sorunlu olan benim artık, sen döndün eskiye, sildin attın... Ben hala aynı daldayım...


Gerçi dal kırıldı, düştüm o ayrı....

18 Haziran 2009 Perşembe

Nihayete Ermek

genellikle bitmesi beklenen ama yilan hikayesine donen, gereginden fazla uzayan, bitmesi konusunda genel bir talep ve istek olan durum ve olaylar icin kullanilir.
kaynak: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=nihayete+ermek
nihayete erdik...
votka + gözyaşı...

16 Haziran 2009 Salı

Cahilim ben...

Kıtır'da...
Kendini duygulara kaptırmış boş bir insan... İki kelimeyi bir araya getiremeyen... Ne kitap okudum çok çok ne de gazete... Anlamam siyasetten falan... Neye düşkünüm ben, neye ilgim var onu da bilmiyorum pek... Günüm nasıl geçer, ne yapar ne düşünürüm?
Basitim, özelliğim yok... Ha sır tutarım acayip... Kendimden bile saklarım... İnsanım, etten kemikten olmak, azıcık bir beyin yetiyorsa olmak için. Beynim öyle matematiğe falan da basmaz...
Hayvandan farkım ne? Onlar biraz daha az kompleks... Hayvanlar arasında da anormal olanlar, kendi cinsleri arasında kendini farklı hissedenler var mıdır? Havlamayan, havlamayı gereksiz bulan köpek mesela...
Of ya sıkıldım...

14 Haziran 2009 Pazar

Bencillik

Şöyle yazmışlar nette:
Bencillik depresyonu tetikliyor - çok mantıklı...
*Menfaat ön plandadır
*Kişileri etkilemeyi bilirler
*Öncü olmayı isterler
*Canları sıkıldığında herkesin canını sıkarlar
*Çok çalışırlar, başarılı olmak zorundalardır
Ekşi'de demişler ki:
*Başkasına zarar vermediği sürece en sağlıklı yaşam formu - bencillik zarar vermese zaten bencillik olmaz ki...
*İnsanı farkında olmadan yalnızlığa sürükleyebilecek kavram
*Aşkın en büyük katillerinden biri
*Mutlu bir hayatın tek formülü - tartışılır, bak yukarda ne dedik, yalnızlığa sürükler...

ve bunun gibi pek çok şey...

Sen seç artık hangisi bitirdi bizi...

Ayna

Diyelim internetten biriyle tanıştınız, konuştunuz ettiniz kaynaştınız... sonra telefon numaraları alındı, önce mesajlaşmalar sonra bir taraf dayanamaz işi aramalara döker, buluşana kadar artık karşıdaki yazı değil bir ses olmuştur. Ben bir sese bile aşık olabilecek kapasitede geniş bi kalbe sahibim herhalde çünkü kırıla kırıla hala çokça kırıntı var...
Bir süre sonra karşı sese bir tip oturtursunuz ister istemez kafanızda, hem onun anlattıklarıyla bağdaşan hem de sizin anlamak istediklerinizle oturan. Bu normal bir süreçtir bence, en azından benim için öyle... Garip olansa bunun benzerini kendimle yaşıyor olmam. Çok sık olmasa da arada sırada, uzun zaman aynaya bakmadıysam kendimi unutuyorum herhalde. Tipimi yani... Tip hiçbir zaman benim için öncelikli bir şey olmadı, ne kendimde ne başkasında... Sonuçta bir insanı sevmeye başladıkça güzelleşir gözünde... Ben kendimle, karakterimle tipimi oturtamıyorum bu durumlarda. Aynaya baktığımda şaşırıyorum, resmen bu kim ya oluyorum. Hani saçlarınızı kestirirsiniz de bir süre aynaya baktığınızda bir yabancıdır karşıdaki. Bu sadece bana mı oluyor acaba? İnsanlar da büyük ihtimalle tipimle karakterimi oturtamıyordur ilk etapta. Somurtkan, asabi (olmadığım zamanlar için söylüyorum), duygusuz belki, sert... Keşke 1 kere de olsa kendimizi başkasının gözünden görme şansımız olsaydı. Ha çok mu önemli, değil ama allaahım bir şans yaa!

13 Haziran 2009 Cumartesi

Otuz

Otuz olduğumda yalnızdım, sevgilim yoktu. Yıldönümüydü ama bir aşk hikayesinin. 3 sene geçmiş, çok hızlı geçmiş, hiç geçmeyecek gibiydi o zamanlar. Ne zaman ayrıldık hatırlamıyorum, başlangıç tarihi belli bitiş tarihi çok da önemli olmuyor tabi. Gerçi başlangıçlar da mail sifresi, interaktif bannkacılık şifresi modunda kalıyor sadece. Onların da pek anlamı yok.
Şimdi 31'im. Geçen sene büyüdüm, aklıllandım, geliştim, çözdüm sandım. 31 dile kolay. Zor geçti ne yalan söyleyim... İçine kapanık bi çocukluk, anneye verilen bir dolu sıkıntı. Canım annem, nelere katlandı, neler yaşadı, anne için diyemeyeceğim ateş düştüğü yeri yakar diye. Bana düşen ateş benden çok annemi yakıyordu eminim.
17 yaşımda cinselliği, kadını erkeği ilişkiyi, 27 yaşında kadını öğrendim. Gerçi kadını 29'umda diyebilirim. Kadın değildi o benim için, aşktı, cinsiyeti yoktu. Sonradan dank etti onun kadın olduğu, bana bir erkeğin yaşatmadığı en ağır duyguları en ağır acıları yaşattığında anladım belki farkı, ya da ayrıldıktan sonra, kime ne hissedeceğim ben, diye sıyırmaya başladığımda. 1 sene zor geçti, ilk önce gözümün önündeki eski sevgilimi nasıl unutabilirim diye, duygular bitince de ben ne yapacağım şimdi diye... Kimdim ben, kimlerden hoşlanırdım, kimi sevebilecektim?? Eskiye dönmeyi denedim, olmadı... Ya kabullenmek ya da oluruna bırakmak diyelim, okudum, araştırdım, sonra da aramaya başladım... Ben ne istiyordum? Aşk, hissetmek, sevilmek, ilgi...
Bir süre saçmaladım, her tanıştığımız seviyorum sandım, istiyorum sandım, öyle değildi, ama zaten ben daha acemiydim, hala öyleyim...
Ben bu hayatı nasıl yaşayacağım bilmiyorum, biraz korkuyorum, hatta baya korkuyorum...
Sevgi manyağı olan ben hem sevememekten, sevilmemekten, hem de cehaletimden...

11 Haziran 2009 Perşembe

Aklımdan...

...çıksan da artık istediğim gibi yazmaya başlasam!

Beni Seviyorum

Sordun ya eski sevgiliden tekrar sevgili olur mu diye. Bilmiyorsun ki, ben de bilmiyorum... Tek bildiğim senden bana sevgili olmaz olamaz... Çünkü sen sevgili ne bilmiyorsun, ilişki ne bilmiyorsun, arkadaşlığı bile pek bildiğini söyleyemeyeceğim, şu an yapmaya çalıştığın şey buysa evet bilmiyorsun... Kafamı karıştırmaktan başka bir şey değil amacın... Aklımdan çıkacaksın diye ödün kopuyor di mi?

Benim de...
Arkadaşlarınla, dostlarınla, değer verdiğin, hayatında olmasını istediğin insanlarla… hep bir şey eksik kalacak, hiç rahat olamayacağım. Bu size mi haksızlık bana mı? Yalan sayılır mı, kandırmış sayılır mıyım? İhanet? Ne kadar rahatsız edici bir şey olduğunu bilseniz… Hayat böyle geçmez ki…
Dün gece çok yalnız hissettim kendimi… 4 kız bir boşluk gibi… Bu durumlarda hiç konuşmak istemiyorum aslında, ağzımdan çıkan her kelime yalan gibi, anlattıklarım değil de özü yalan…

Benimkinin adı Barış değil, Işık! Hani arabada çok güzel bir isim demiştim ya, işte o Işık…

9 Haziran 2009 Salı

İnsan neden kendine acı çektirir…

Beni terk ettikten sonra beni tekrar arayıp saatlerce telefonda konuştun. Ben de buna izin verdim. Nasıl olsa bitirmiştim içimde ve üzülmeyecek, hiçbir şey hissetmeyecektim. Dün hayatımın en güzel günlerinden biriydi. Egom okşanmıştı. Hala beni seviyosun ve özlüyosun. Bunların artık önemi olmaması gerekiyo, herkese söylediğim yalan: “Ben bitirdim, ama çok eğleniyorum onun için açıyorum telefonlarını”. Gerçi yine aramayacaksın bir süre, anca sıkılınca, dinleyecek, didişecek birine ihtiyacın olunca, huzur isteyince arayacaksın. İstediğini alıp ve bana istediğimi verip gideceksin yine. Ne kadar sürer bu, sen yenisini bulana karar, ya da ben senden vazgeçip artık senin istediğini vermeyene kadar. Şimdi dön desen, yeniden deneyelim desen, hayır tabi ki… Dıştan hayır, içten fırtına, nefesim kesilir, evet ben seni istiyorum, ama olmayacak ki. Artık büyümüşüm ben, öyle derler adama, saçmalama yaşı geçmiş. Kalbin yaşı yokmuş demek ki. Seni çok ama çok seviyorum. Sen adam olamicam ben diyosun. Evet olamayacaksın çünkü istemiyosun. Zor değil, yüz kere söyledim, hiç zor değil. Belki benden sonraki daha değerli olcak, ona verceksin bana veremediğini. Hani sevgi emekti, ben anladım, sen ne zaman anlarsın… Benden çoook sonra.
Ben kimseyle sevişmedim, sordun ya hani, al işte cevabı… Öpüşmedim bile, öpüşemem de herhalde bir süre. Eğer gelmeme izin verseydin ve ayrılmaya yüz yüze karar verseydik senden son bir isteğim olacaktı. Son bir kez öpmek istiyodum seni… Ben kimseyi seni öptüğüm gibi öpmedim. Kimseyi bu kadar uzun da öpmedim… İzin vermicektin kesin, vermezdin.
Duvarların uzayıp kalınlaşıyo ben yaklaşmaya çalıştıkça… Bu geçmiş zaman artık bi önemi yok. Biten bitmiştir… Her ne kadar duvarlarını yıkmaya çalışsan da şu an, bitmiştir…
Seni her ne kadar çok istesem de, sevsem de, hala içimde salakça bi umut olsa da “sen bana karşı bişey hissetmiyosun artık”. İyi söylemişsin bunu… Bitiren bu oldu işte, vazgeçme sebebim, amacına ulaştın, şimdi pişman olsan da tam isabet. Gerçi pişman mısın bilmiyorum… Seni az da olsa tanıyorum diye düşünürken tepetaklak olabiliyorum…
Oynuyosun benle ya aslında ve ben izin veriyorum, neden, hoşuma gidiyo… Sen beni gıcık etmeye çalıştıkça daha çok etkileniyorum, daha da fazlasını istiyorum… Sen dedin ya hala gıcık oluyosan beni hala seviyosun demektir. Yoo dedim… Evet… Sen de hala beni gıcık etmeye çalışıyosan hala seviyo musun yani, bu muydu aslında söylemeye çalıştığın…
Ne mi hissediyorum Işık, ne mi hissettim? Çok acıdı… hala yalnız havalarda sızlıyo; ama bitti, bitirdin…
İşte basit, çocukça, büyüyememiş, dengesiz, cahil bi aşk, saçma salak bi yazı!
Deniz senin yüzünden bu yazıları bloga koyamıyorum!!!

5 Haziran 2009 Cuma

Aradın ya...

Hissetmedim 2 dakika öncesinden daha farklı. İyi oldu, sesini duymak ölmeye yüz tutmuş duygularımı harekete geçirmedi… Bir kez daha teşekkür ettim sana içimden beni terk ettiğin için...
Ama bir yandan da hala sana zaafım var, istiyorum, neden olmadı ki diyorum, sebebi belirsiz… Her şeye sebep aramakta direnen biri olarak bunun da sebebini bilmeliyim, dim aslında, duruldum artık, sebep mebep de aramıyorum ben, yoruldum, ARAMIYORUM!??? Beni o kadar üzmene rağmen, tamamen zıt ve anlaşamayan iki insan olmamıza rağmen seni hala istemek, beklemek belki yarım kalan şaraptandır…

4 Haziran 2009 Perşembe

saçmalicam sen giderken...

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı... arabada 4, ayık 3 kişiydik. Deniz kenarı, bol efes, müzik... sene 2006, Nisan

Yazmaya nasıl başlayacağımı bilmiyorum dostuuum... Kafam karışıyo yaa!

Odak problemi yaşıyorum, ben bu işi beceremicem herhalde...

Ya illa düzenli bir şeyler mi yazmak gerekiyor, yooo...

kgg modunda yazmalı...

al sana ilk yazı : )