8 Temmuz 2009 Çarşamba

Merhaba, Adım Duygu

L Duygu

Hiç araştırmadım, ama duyduğum, gördüğüm, gözlemleyip kafa yorduğum oldu. Eşcinsellik genetik midir, öyle mi doğulur, bazıları erken yaşta fark eder, bazısı yaş ilerledikçe, bazısı da hiç… Ben hala karar veremedim nasıl geliştiğine. Çok kişinin hikâyesini bilmiyorum, geniş bir çevrem yok, hatta çevrem yok bile diyebilirim. Ama sonuç olarak bu doğuştan da olabilir, sonradan da gelişebilir, sonradan fark edilebilir. Genel olarak baktığım zaman insanlar lise çağlarında farkına varıyorlar (bayanlar için söylüyorum, erkeklerinki de bu şekildedir herhalde) ve o şekilde bir hayat kuruyorlar. Benim hikâyeme benzer bir hikâye duymadım henüz.


Geçmişe dönüp baktığım zaman biraz da olsa oturtabildim bazı şeyleri kafamda. Ortaokulda, lisede bayanlara karşı özel bir ilgim vardı, ama hepsine değil, çok sevdiğim öğretmen olsun, genelde yaşça benden büyük ablalar falan. İlgilerini çekmeye çalışırdım, hatırlıyorum, onlara yakın olmaya çalışırdım, acaba bu bir gösterge miydi? Çok saf büyümüşüm herhalde, fark edememişim kendimi. İlk erkek arkadaşım lise sondayken oldu. Bu bana hiç rahatsızlık vermemişti, isteyerek olmuştu, olabilmişti. 27 yaşıma kadar da hep bu şekilde oldu zaten. Garip olan da bu. Ben lisedeyken ya da üniversitedeyken eşcinsel arkadaşlarım, öyle bir çevrem olsaydı daha mı önce fark ederdim acaba diye çok düşündüm. Cevap bulabildim mi? Hayır…


Aslında ben eşcinsel miyim ona da emin değilim. Benim ilk deneyimim gayet normalmiş gibi gelişti. İlişkide cinsiyet yoktu sanki, iki insan vardı birbirine değişik şekilde bağlı, fazlasıyla yoğun seven, aşık… 2 sene süren ilişki sırasında bir kere bile bunun yanlış olduğunu düşünmedim, hiç rahatsız olmadım (karşı taraf aynı düşünmüyordu), “eşcinsellik, lezbiyenlik” bunun gibi terimler asla yoktu o iki sene boyunca. İlişki bittiğinde de ilk başlarda hiç düşünmedim, düşünecek durumda değildim, çok acı çekiyordum çünkü. Sonra bir anda bir yıldırım gibi düştü içime, “kimim ben, neyim, kimi seveceğim, kimlerle beraber olacağım!”. Tam bir bunalım dönemiydi, bende nelerin döndüğünü bulabilmek için neler neler yaptım, düşündüm, uyku uyumadan… İşte sanal eşcinsel alemlere girişim de bunların sonucu oldu zaten. Forumlar, chat siteleri, dernek sayfaları… Zaten internete bir girdin mi sonsuz dünya, çık çıkabilirsen. Ne yazık ki internet üzerinden çok fazla araştırma yapıp okuma hevesi çok olmayan biriyim, yoksa bu yazı daha içerikli olabilirdi.


Eşcinsel ortam nedense gözümde hep pis, kıro, tehlike ortamlar gibiydi, hala da bu değişmiş değil gerçi ama zamanla benim gibi insanlar olduğunu da gördüm. Ama ortamda çok pislik var, iki cins için de, duyduklarım gerçekten midemi bulandırıyor bazen. Ama düşününce “heteroseksüel” yaşamlarda sapkınlıklar, pislikler, hatta daha beterleri yaşanmıyor mu? Fazlasıyla…


Benim durumumu bilen (çok da kolay kabullendiğini söyleyemeyeceğim) bir dostuma benle pride partisini gelmek isteyip istemediğini sorduğumda aslında gelmek istememesine rağmen tabii ki diyeceğini biliyordum ve geldi. Bana destek olmak istiyordu ama durumdan da çok rahatsızdı. Ben de ilk defa böyle bir ortama giriyordum, biraz tedirginlik vardı. Komik durumlar da olmadı değil, kesinlikle yargıladığımdan, karşı olduğumdan değil (ki nasıl olabilirim ki) eşcinsel iki erkeğin birbirleriyle samimi danslarına gülüyordum, iki kadının slow dans etmesi de bence gayet komik bir görüntü :)… Gecenin ilerleyen saatlerinde çok geç bir saat değildi arkadaşımda huzursuz kıpırdanmalar başladı, ben artık gideyim dedi, gitti. Sonraki gün itiraf ediyor, mekâna travestiler (rahatsızlık veren tarzda olmayan) gelince meğer polis molis basar diye korkmuş, o yüzden gitmiş. Benim aklımın ucundan bile geçmemişti, 11-12 senemin beraber geçtiği dostum bile bunu düşünebiliyordu. Ne kadar açık görüşlü olunursa olunsun yine bir önyargı, rahatsızlık oluyormuş demek ki… E vardı tabi polis baskını ihtimali, gayet temiz bir parti ve mekan olsa da ülke Türkiye… Neler neler yaşandı, öldürülen travestiler, eşcinseller, hatta saçı uzun diye bıçaklanan “heteroseksüeller”, dövülenler…


Her neyse...



…benim gibilere lezbiyen deniyor, bense kendime insan diyorum, her canlı gibi ihtiyaçları olan, içen, yiyen, eğlenen, mutlulukları, mutsuzlukları olan, seven, sevilen, aşık olan, acı çeken; fark şudur belki de saydıklarımın bazılarını gizli gizli yapması, çokça yalan söylemesi gereken, ne kadar özgür görünse de yarı açık cezaevinde yaşayan…


Türkiye’de yaşamak zaten yeterince zorken bir kere daha zor olanı seçtim, kendimi tebrik etmek istiyorum, aslında ben mi seçtim onu da pek bilmiyorum, ama çok zorlanıyorum… Belki zamanla ben de alışırım…


yine kopuk oldu, amaan kgg...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder