Bir aşk aklından, kalbinden, midenden ne zaman çıkar? Vücuduna yeni bir aşk girdiğinde mi? Uzun süre görmeyip sesini duymadığında mı? Asla çıkmayacakmış gibi gelir ya, ama çıkacaktır, daha önce de çıktı. Biliyorum çıkacak, bitecek!! Sürekli beynimde "bitecek, bitecek"!!!
Keşke çıkması gerekmeseydi...
lanet olsun!
11 Temmuz 2009 Cumartesi
10 Temmuz 2009 Cuma
İrade
Her defasında aynı tat var sanıyorum,
Oysa ne çok yalan var ne çabuk aldanıyorum,
Belki bir yerde duruyordur diyorum
Ve buldum sandığımı o yere koyuyorum,
Belki biraz diner sandım seversem yeniden içimin acısı,
Oysa ne kalbim bıraktı acıyı ne de dudaklarım acının tadını,
Öylesine vurucu bir dalga gelip geçen üzerimden,
Her defasında hayallerimi yıkan,
Ve akıp giden bir dalga tadıyla tenimin,
Seni bana beni sana karıştıran tuzuyla terimin!
Tek başına sevdiğim gibi tek başına yıkabilir miyim dalgaları?
Sevişmesem yazabilir miyim böyle masalları,
Sevmesem diner mi içimin yası?
İrade nedir bilir misin?
Durup bakmak sana bir köşeden,
Çocuk gibi gülümsemek içimde solanı görme diye
Ve dokunmadan hissetmek nasıl koktuğunu,
İçmek dudağına değen kokulu çayın bardakta kalanını,
her yarım bıraktığını,
Gittiğin zaman kapıyı kapatıp geride kalanlara kahkaha atmak gizlenircesine,
Nasıl bir yakalanma korkusudur
Sorma!
Bilemezsin nasıldır sana iradeli davranmak…
Küçük bir kızı oynayıp, kocaman bir kadını saklamak,
Ve istendiğini hissedememek,
"Dur! Sus! Yapma!"yı bilmek,
Bilip beyninden kalbine hiçbir hücrene söz geçirememek,
Tekrarlanan bir sayfanın üzerinden her gün geçmek,
Bazen yokmuşsun gibi davranıp,
Olduğun her ana şükretmek,
Ve geçtiğin yerlerde diz çökmek…Oynamak!
Hep oynamak, rolü iyi omuzlamak,
Durmak! Susmak! Sustuklarını yutmak,
Bilmek ve de… İmkânsızlığını, olmayacağını…
Göze alamayacaklarını görmek,
Sana iradeli davranmak nasıldır bilemezsin…
Başka biriyle 2. yastığı paylaşıp,
Göz yumup seni düşlemek…
Nasıl bir fahişeliktir bilemezsin!
Aşk insanı bu kadar ucuzlatır mı?
Hayal etmek dediğin bu kolay mı?
Başkasına soyunup sana tüm kapıları kapamak nasıl bir örtünmektir bilemezsin!
İşte bu yüzden bacak arasında değil aşk,
Sen her şeyi biliyorken,
Ben her şeyi göze almışken,
Sana uzaktan kıvranmak,
Nasıl acılı bir kanserdir bilemezsin!
Gecenin en berbat saatinde,
Dudaklarım titreyerek, boynuma dolanan saçlarımdan nefret ederek uykusuzluğuma sövmek,
Ve imkânsızı bildiğimden kızamamak sana,
Nasıl bir öfkedir bilemezsin!
Bırak gel her şeyi!
Ben kaçıp gitmeye hazırım,
Bırak boğulmama, içinde kalmama izin ver!
Yüzüme dokun, konuşma,
Çay yapayım, sabaha kadar susalım,
Bana bakarak uyu,
Giden ben olayım!
Geride kalanı ya al ya da bırak,
İçimde her şey noktalanmış kalsın,
Seninle virgüller atamamak hayata,
Nasıl bir noktadır ki dönemezsin,
Seni iradeli sevmek nasıl bir açlıktır bilemezsin!
Dilerim böyle bir zulme hiç bulanma,
Ve hiçbir aşka tek başına doyma,
Hayran değilim ne asaletine kalbimin ne de sabrına,
Sana her baktığımda onu acıtmak nasıl bir günahtır bilemezsin!
8 Temmuz 2009 Çarşamba
Merhaba, Adım Duygu
L Duygu
Hiç araştırmadım, ama duyduğum, gördüğüm, gözlemleyip kafa yorduğum oldu. Eşcinsellik genetik midir, öyle mi doğulur, bazıları erken yaşta fark eder, bazısı yaş ilerledikçe, bazısı da hiç… Ben hala karar veremedim nasıl geliştiğine. Çok kişinin hikâyesini bilmiyorum, geniş bir çevrem yok, hatta çevrem yok bile diyebilirim. Ama sonuç olarak bu doğuştan da olabilir, sonradan da gelişebilir, sonradan fark edilebilir. Genel olarak baktığım zaman insanlar lise çağlarında farkına varıyorlar (bayanlar için söylüyorum, erkeklerinki de bu şekildedir herhalde) ve o şekilde bir hayat kuruyorlar. Benim hikâyeme benzer bir hikâye duymadım henüz.
Geçmişe dönüp baktığım zaman biraz da olsa oturtabildim bazı şeyleri kafamda. Ortaokulda, lisede bayanlara karşı özel bir ilgim vardı, ama hepsine değil, çok sevdiğim öğretmen olsun, genelde yaşça benden büyük ablalar falan. İlgilerini çekmeye çalışırdım, hatırlıyorum, onlara yakın olmaya çalışırdım, acaba bu bir gösterge miydi? Çok saf büyümüşüm herhalde, fark edememişim kendimi. İlk erkek arkadaşım lise sondayken oldu. Bu bana hiç rahatsızlık vermemişti, isteyerek olmuştu, olabilmişti. 27 yaşıma kadar da hep bu şekilde oldu zaten. Garip olan da bu. Ben lisedeyken ya da üniversitedeyken eşcinsel arkadaşlarım, öyle bir çevrem olsaydı daha mı önce fark ederdim acaba diye çok düşündüm. Cevap bulabildim mi? Hayır…
Aslında ben eşcinsel miyim ona da emin değilim. Benim ilk deneyimim gayet normalmiş gibi gelişti. İlişkide cinsiyet yoktu sanki, iki insan vardı birbirine değişik şekilde bağlı, fazlasıyla yoğun seven, aşık… 2 sene süren ilişki sırasında bir kere bile bunun yanlış olduğunu düşünmedim, hiç rahatsız olmadım (karşı taraf aynı düşünmüyordu), “eşcinsellik, lezbiyenlik” bunun gibi terimler asla yoktu o iki sene boyunca. İlişki bittiğinde de ilk başlarda hiç düşünmedim, düşünecek durumda değildim, çok acı çekiyordum çünkü. Sonra bir anda bir yıldırım gibi düştü içime, “kimim ben, neyim, kimi seveceğim, kimlerle beraber olacağım!”. Tam bir bunalım dönemiydi, bende nelerin döndüğünü bulabilmek için neler neler yaptım, düşündüm, uyku uyumadan… İşte sanal eşcinsel alemlere girişim de bunların sonucu oldu zaten. Forumlar, chat siteleri, dernek sayfaları… Zaten internete bir girdin mi sonsuz dünya, çık çıkabilirsen. Ne yazık ki internet üzerinden çok fazla araştırma yapıp okuma hevesi çok olmayan biriyim, yoksa bu yazı daha içerikli olabilirdi.
Eşcinsel ortam nedense gözümde hep pis, kıro, tehlike ortamlar gibiydi, hala da bu değişmiş değil gerçi ama zamanla benim gibi insanlar olduğunu da gördüm. Ama ortamda çok pislik var, iki cins için de, duyduklarım gerçekten midemi bulandırıyor bazen. Ama düşününce “heteroseksüel” yaşamlarda sapkınlıklar, pislikler, hatta daha beterleri yaşanmıyor mu? Fazlasıyla…
Benim durumumu bilen (çok da kolay kabullendiğini söyleyemeyeceğim) bir dostuma benle pride partisini gelmek isteyip istemediğini sorduğumda aslında gelmek istememesine rağmen tabii ki diyeceğini biliyordum ve geldi. Bana destek olmak istiyordu ama durumdan da çok rahatsızdı. Ben de ilk defa böyle bir ortama giriyordum, biraz tedirginlik vardı. Komik durumlar da olmadı değil, kesinlikle yargıladığımdan, karşı olduğumdan değil (ki nasıl olabilirim ki) eşcinsel iki erkeğin birbirleriyle samimi danslarına gülüyordum, iki kadının slow dans etmesi de bence gayet komik bir görüntü :)… Gecenin ilerleyen saatlerinde çok geç bir saat değildi arkadaşımda huzursuz kıpırdanmalar başladı, ben artık gideyim dedi, gitti. Sonraki gün itiraf ediyor, mekâna travestiler (rahatsızlık veren tarzda olmayan) gelince meğer polis molis basar diye korkmuş, o yüzden gitmiş. Benim aklımın ucundan bile geçmemişti, 11-12 senemin beraber geçtiği dostum bile bunu düşünebiliyordu. Ne kadar açık görüşlü olunursa olunsun yine bir önyargı, rahatsızlık oluyormuş demek ki… E vardı tabi polis baskını ihtimali, gayet temiz bir parti ve mekan olsa da ülke Türkiye… Neler neler yaşandı, öldürülen travestiler, eşcinseller, hatta saçı uzun diye bıçaklanan “heteroseksüeller”, dövülenler…
Her neyse...
…benim gibilere lezbiyen deniyor, bense kendime insan diyorum, her canlı gibi ihtiyaçları olan, içen, yiyen, eğlenen, mutlulukları, mutsuzlukları olan, seven, sevilen, aşık olan, acı çeken; fark şudur belki de saydıklarımın bazılarını gizli gizli yapması, çokça yalan söylemesi gereken, ne kadar özgür görünse de yarı açık cezaevinde yaşayan…
Türkiye’de yaşamak zaten yeterince zorken bir kere daha zor olanı seçtim, kendimi tebrik etmek istiyorum, aslında ben mi seçtim onu da pek bilmiyorum, ama çok zorlanıyorum… Belki zamanla ben de alışırım…
yine kopuk oldu, amaan kgg...
Hiç araştırmadım, ama duyduğum, gördüğüm, gözlemleyip kafa yorduğum oldu. Eşcinsellik genetik midir, öyle mi doğulur, bazıları erken yaşta fark eder, bazısı yaş ilerledikçe, bazısı da hiç… Ben hala karar veremedim nasıl geliştiğine. Çok kişinin hikâyesini bilmiyorum, geniş bir çevrem yok, hatta çevrem yok bile diyebilirim. Ama sonuç olarak bu doğuştan da olabilir, sonradan da gelişebilir, sonradan fark edilebilir. Genel olarak baktığım zaman insanlar lise çağlarında farkına varıyorlar (bayanlar için söylüyorum, erkeklerinki de bu şekildedir herhalde) ve o şekilde bir hayat kuruyorlar. Benim hikâyeme benzer bir hikâye duymadım henüz.
Geçmişe dönüp baktığım zaman biraz da olsa oturtabildim bazı şeyleri kafamda. Ortaokulda, lisede bayanlara karşı özel bir ilgim vardı, ama hepsine değil, çok sevdiğim öğretmen olsun, genelde yaşça benden büyük ablalar falan. İlgilerini çekmeye çalışırdım, hatırlıyorum, onlara yakın olmaya çalışırdım, acaba bu bir gösterge miydi? Çok saf büyümüşüm herhalde, fark edememişim kendimi. İlk erkek arkadaşım lise sondayken oldu. Bu bana hiç rahatsızlık vermemişti, isteyerek olmuştu, olabilmişti. 27 yaşıma kadar da hep bu şekilde oldu zaten. Garip olan da bu. Ben lisedeyken ya da üniversitedeyken eşcinsel arkadaşlarım, öyle bir çevrem olsaydı daha mı önce fark ederdim acaba diye çok düşündüm. Cevap bulabildim mi? Hayır…
Aslında ben eşcinsel miyim ona da emin değilim. Benim ilk deneyimim gayet normalmiş gibi gelişti. İlişkide cinsiyet yoktu sanki, iki insan vardı birbirine değişik şekilde bağlı, fazlasıyla yoğun seven, aşık… 2 sene süren ilişki sırasında bir kere bile bunun yanlış olduğunu düşünmedim, hiç rahatsız olmadım (karşı taraf aynı düşünmüyordu), “eşcinsellik, lezbiyenlik” bunun gibi terimler asla yoktu o iki sene boyunca. İlişki bittiğinde de ilk başlarda hiç düşünmedim, düşünecek durumda değildim, çok acı çekiyordum çünkü. Sonra bir anda bir yıldırım gibi düştü içime, “kimim ben, neyim, kimi seveceğim, kimlerle beraber olacağım!”. Tam bir bunalım dönemiydi, bende nelerin döndüğünü bulabilmek için neler neler yaptım, düşündüm, uyku uyumadan… İşte sanal eşcinsel alemlere girişim de bunların sonucu oldu zaten. Forumlar, chat siteleri, dernek sayfaları… Zaten internete bir girdin mi sonsuz dünya, çık çıkabilirsen. Ne yazık ki internet üzerinden çok fazla araştırma yapıp okuma hevesi çok olmayan biriyim, yoksa bu yazı daha içerikli olabilirdi.
Eşcinsel ortam nedense gözümde hep pis, kıro, tehlike ortamlar gibiydi, hala da bu değişmiş değil gerçi ama zamanla benim gibi insanlar olduğunu da gördüm. Ama ortamda çok pislik var, iki cins için de, duyduklarım gerçekten midemi bulandırıyor bazen. Ama düşününce “heteroseksüel” yaşamlarda sapkınlıklar, pislikler, hatta daha beterleri yaşanmıyor mu? Fazlasıyla…
Benim durumumu bilen (çok da kolay kabullendiğini söyleyemeyeceğim) bir dostuma benle pride partisini gelmek isteyip istemediğini sorduğumda aslında gelmek istememesine rağmen tabii ki diyeceğini biliyordum ve geldi. Bana destek olmak istiyordu ama durumdan da çok rahatsızdı. Ben de ilk defa böyle bir ortama giriyordum, biraz tedirginlik vardı. Komik durumlar da olmadı değil, kesinlikle yargıladığımdan, karşı olduğumdan değil (ki nasıl olabilirim ki) eşcinsel iki erkeğin birbirleriyle samimi danslarına gülüyordum, iki kadının slow dans etmesi de bence gayet komik bir görüntü :)… Gecenin ilerleyen saatlerinde çok geç bir saat değildi arkadaşımda huzursuz kıpırdanmalar başladı, ben artık gideyim dedi, gitti. Sonraki gün itiraf ediyor, mekâna travestiler (rahatsızlık veren tarzda olmayan) gelince meğer polis molis basar diye korkmuş, o yüzden gitmiş. Benim aklımın ucundan bile geçmemişti, 11-12 senemin beraber geçtiği dostum bile bunu düşünebiliyordu. Ne kadar açık görüşlü olunursa olunsun yine bir önyargı, rahatsızlık oluyormuş demek ki… E vardı tabi polis baskını ihtimali, gayet temiz bir parti ve mekan olsa da ülke Türkiye… Neler neler yaşandı, öldürülen travestiler, eşcinseller, hatta saçı uzun diye bıçaklanan “heteroseksüeller”, dövülenler…
Her neyse...
…benim gibilere lezbiyen deniyor, bense kendime insan diyorum, her canlı gibi ihtiyaçları olan, içen, yiyen, eğlenen, mutlulukları, mutsuzlukları olan, seven, sevilen, aşık olan, acı çeken; fark şudur belki de saydıklarımın bazılarını gizli gizli yapması, çokça yalan söylemesi gereken, ne kadar özgür görünse de yarı açık cezaevinde yaşayan…
Türkiye’de yaşamak zaten yeterince zorken bir kere daha zor olanı seçtim, kendimi tebrik etmek istiyorum, aslında ben mi seçtim onu da pek bilmiyorum, ama çok zorlanıyorum… Belki zamanla ben de alışırım…
yine kopuk oldu, amaan kgg...
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Bugün Biter mi?
Kötü bir sabaha uyandım, ya da sabah normaldi de ben kötü uyandım diyelim. Her zamanki gibi kafamda aynı konu ile uyandım, yine küfrettim yeter, ne zaman başka bir şey düşünerek uyuyup uyanacağım diye. Üzerine telefon çaldı, kalbim yerinden fırlayacaktı, ilk düşündüğüm “kalp kalbe karşıymış da aramış”, ama açmayacaktım ki, arasa kaç yazar… Canım dostum erkenden uyanmış, kalktığıma emin olmak için aramış, günün tek mutlu olayıydı herhalde, iyi geldi. Yetişebildim servise… İkinci eziyet de servis, allahım nerde çenesi düşük hepsi bizim serviste, sabah sabah nasıl bir neşe, nasıl bir geyik!
Taktım kulaklıkları, ne de olsa 45 dakika var üçüncü eziyete. Telefondaki şarkılardan yine sıkılmışım… Damn Yankees – High Enough, David Vendetta, Def Leppard, ve işte şarkım Kiss Me, I’m Shitfaced… Bu günlerde ne dinlemek istediğimi bile bilmiyorum, arabada sürekli CD değiştiriyorum, sıkılmışım hepsinden.
Yenilik vakti geldi, çoktan gelmişti de bu uyuzlukla o kadar zor geliyor ki. İşyerimden nefret ediyorum ama değiştirmek için en ufak bir çabam yok, bilgisayarda zibil müzik var, bakıp seçecek sabır yok, gitmek istediğim çok yer var ama araştırıp, ayarlayıp gidecek gücüm yok… Tatil planı yapmaya bile üşeniyorum… Mutsuzum, bunu tersine çevirmeye bile uğraşmıyorum… E şimdi şikayet etmeye hakkım var mı?
Kafam amma karışıkmış, hakkım var mı yok mu ona bile karar veremedim, hakkım yokmuş gibi geliyor, ama bir yandan da sonuna kadar varmış gibi.
Aslında yok ya, şikâyet etmeye en ufak bir hakkım yok... Engellemek benim elimde, değiştirmek, düzeltmek, unutmak…
3 gündür aramadı, özledim galiba… ARAMA SAKIN, ki alışayım artık!
Taktım kulaklıkları, ne de olsa 45 dakika var üçüncü eziyete. Telefondaki şarkılardan yine sıkılmışım… Damn Yankees – High Enough, David Vendetta, Def Leppard, ve işte şarkım Kiss Me, I’m Shitfaced… Bu günlerde ne dinlemek istediğimi bile bilmiyorum, arabada sürekli CD değiştiriyorum, sıkılmışım hepsinden.
Yenilik vakti geldi, çoktan gelmişti de bu uyuzlukla o kadar zor geliyor ki. İşyerimden nefret ediyorum ama değiştirmek için en ufak bir çabam yok, bilgisayarda zibil müzik var, bakıp seçecek sabır yok, gitmek istediğim çok yer var ama araştırıp, ayarlayıp gidecek gücüm yok… Tatil planı yapmaya bile üşeniyorum… Mutsuzum, bunu tersine çevirmeye bile uğraşmıyorum… E şimdi şikayet etmeye hakkım var mı?
Kafam amma karışıkmış, hakkım var mı yok mu ona bile karar veremedim, hakkım yokmuş gibi geliyor, ama bir yandan da sonuna kadar varmış gibi.
Aslında yok ya, şikâyet etmeye en ufak bir hakkım yok... Engellemek benim elimde, değiştirmek, düzeltmek, unutmak…
3 gündür aramadı, özledim galiba… ARAMA SAKIN, ki alışayım artık!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)