13 Haziran 2009 Cumartesi

Otuz

Otuz olduğumda yalnızdım, sevgilim yoktu. Yıldönümüydü ama bir aşk hikayesinin. 3 sene geçmiş, çok hızlı geçmiş, hiç geçmeyecek gibiydi o zamanlar. Ne zaman ayrıldık hatırlamıyorum, başlangıç tarihi belli bitiş tarihi çok da önemli olmuyor tabi. Gerçi başlangıçlar da mail sifresi, interaktif bannkacılık şifresi modunda kalıyor sadece. Onların da pek anlamı yok.
Şimdi 31'im. Geçen sene büyüdüm, aklıllandım, geliştim, çözdüm sandım. 31 dile kolay. Zor geçti ne yalan söyleyim... İçine kapanık bi çocukluk, anneye verilen bir dolu sıkıntı. Canım annem, nelere katlandı, neler yaşadı, anne için diyemeyeceğim ateş düştüğü yeri yakar diye. Bana düşen ateş benden çok annemi yakıyordu eminim.
17 yaşımda cinselliği, kadını erkeği ilişkiyi, 27 yaşında kadını öğrendim. Gerçi kadını 29'umda diyebilirim. Kadın değildi o benim için, aşktı, cinsiyeti yoktu. Sonradan dank etti onun kadın olduğu, bana bir erkeğin yaşatmadığı en ağır duyguları en ağır acıları yaşattığında anladım belki farkı, ya da ayrıldıktan sonra, kime ne hissedeceğim ben, diye sıyırmaya başladığımda. 1 sene zor geçti, ilk önce gözümün önündeki eski sevgilimi nasıl unutabilirim diye, duygular bitince de ben ne yapacağım şimdi diye... Kimdim ben, kimlerden hoşlanırdım, kimi sevebilecektim?? Eskiye dönmeyi denedim, olmadı... Ya kabullenmek ya da oluruna bırakmak diyelim, okudum, araştırdım, sonra da aramaya başladım... Ben ne istiyordum? Aşk, hissetmek, sevilmek, ilgi...
Bir süre saçmaladım, her tanıştığımız seviyorum sandım, istiyorum sandım, öyle değildi, ama zaten ben daha acemiydim, hala öyleyim...
Ben bu hayatı nasıl yaşayacağım bilmiyorum, biraz korkuyorum, hatta baya korkuyorum...
Sevgi manyağı olan ben hem sevememekten, sevilmemekten, hem de cehaletimden...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder